Avrupa, Asya ve Ortadoğu’nun kesişim noktasında yer alan Karadeniz Havzası, tarih boyunca jeopolitik, ekonomik ve askeri dengelerin merkezinde yer aldı.

Stratejik Bir Havza

Geniş havzasıyla stratejik bir konuma sahip olan Karadeniz, coğrafi olarak Asya ile Avrupa kıtalarını buluşturan, iç halka havzada Balkanlar, Rusya, Kafkaslar ve Anadolu; dış halka havzada Rus stepleri, Hazar, Türkistan, Doğu Akdeniz, Ortadoğu ve Orta Avrupa’nın kesiştiği bir noktada yer alır. Boğazların yegâne çıkış sağladığı bu kritik bölge dünya denizlerinin en stratejik yerlerinden birisidir. Nitekim Karadeniz Havzası tarih boyunca gerek Avrupa, Asya gerekse Anadolu’nun güvenliği için vazgeçilmez önemde olmuştur.

Avrupa, Asya ve Ortadoğu’nun kavşak noktasında, enerji kaynaklarının geçiş koridorunda yer alan bu stratejik Havza ticaret yollarının da ana akslarından birisidir. Bunlara ek olarak Karadeniz, iç ve dış havzasıyla bir bütün olarak küresel ehemmiyeti boyutunun çok ötesinde olup, küresel güçlerin siyasi ve ekonomik güvenliklerini doğrudan etkileyebilme potansiyeline sahip bir konumdadır.

Karadeniz’in Jeolojik Oluşumu

Ukrayna’dan sonra ikinci uzun kıyı şeridi ülkemize ait olan Karadeniz, dünyadaki en büyük hidrojen sülfür deposudur ve canlı yaşantısının olanaksız olduğu en geniş sahayı kapsamaktadır. Yüzeyden ortalama 150-200 m. derinlikten itibaren canlı yaşantısı yoktur.

Akdeniz’e üç büyük nehir, Ren, Nil ve Po akarken; Karadeniz’e, Kuban, Don, Özi (Dinyeper), Turla (Dinyester) ve Tuna gibi beş büyük akarsu tatlı su taşır. Bu kadar fazla miktarda tatlı suyun akmasına rağmen Karadeniz tabanı canlı yaşantısına izin verecek özellikte değildir.

Günümüzden 11.000 yıl önce MÖ. 9.000’li yıllarda gerçekleştiği düşünülen yer hareketleri Asya ve Avrupa kıta şelfini kırarak bu bölgede çöküntüye sebebiyet vermeseydi Karadeniz de Hazar Denizi gibi sadece kıyıdaş devletlerin egemenlik sürebileceği bir iç deniz olarak kalacaktı. Karadeniz Havzası’nın jeolojik yapısı 4. zamanda oluşmuş, Boğazlar kırılma ve çökmelerle şekillenmiştir.

Boğazların Açılması ve Göçler

Kıta sahanlıklarını kırarak İstanbul ve Çanakkale Boğazlarını oluşturan epirojenik hareketler neticesinde Karadeniz açık deniz statüsüne kavuşmuş, Tuna nehri vasıtasıyla okyanuslardan kara Avrupası’nın içlerine kadar seyrüsefere olanak sağlamıştır.

Gerek kuzey sahillerindeki kentlerin iç kesimlerinde bol miktardaki midye kabuklarının varlığı, gerekse güney sahil şehirlerindeki fosil kalıntılarının mevcudiyetinden hareketle Karadeniz Gölü’nün bir zamanlar bu bölgenin büyük bir kısmını kapladığını saptamak mümkündür. Son arkeolojik buluntular Boğazlar etrafında MÖ. 6.000’li yıllarda yerleşim olduğunu göstermektedir. Bu durumda kırılmanın hemen sonrasında Boğazlar yönünde göç hareketi yaşanmış olmalıdır.

Nitekim tarıma geçiş de MÖ. 9.500-8.500 yılları arasında Boğazlar yakın havzasında, Doğu Akdeniz ve Mezopotamya bölgesinde gerçekleşmiştir. Amerikan kaynakları Karadeniz’in adını Türklerden aldığını bildirmektedir. Osmanlı Devleti kayıtlarında Karadeniz “Bahr-i Siyah” şeklinde adlandırılmaktaydı. Arapça ile Türkçe iki adın terkibinden oluşan bu isim, “koyu kara deniz” anlamına gelir.

Karadeniz’in Coğrafi Özellikleri

Karadeniz’in coğrafi özelliklerini de incelemek gerekir. Çin, Kore Yarımadası ile Japonya arasında bulunan Sarı Deniz hariç, dünyada bu kadar çok ülkenin yeraltı ve yerüstü sularını toplayabilip, buharlaşma ile çevresine yoğun yağışlar sağlayan bir su kütlesi daha yoktur.

Şöyle ki, yaklaşık 960.000 mil karelik bir alanın akarsuyu, yüzeyi sadece 180.000 mil kare olan Karadeniz’e akmaktadır. Söz konusu durum Karadeniz yüzeyinin her mil karesinin ortalama 5.33 mil kare su alması anlamına gelmektedir. Karadeniz’in doğal kapasitesinin yaklaşık beş kat fazla yeraltı ve yer üstü suyunu çevresine zarar vermeden toplayabilmesinde Türk Boğazları’ndaki kuzey-güney akıntısının önemli katkısı vardır.

Ülkemizin kıyı şeridi Ege Denizi’nde 2.805 km. Karadeniz’de 1.701 km., Akdeniz’de 1.577 km. ve Marmara Denizi’nde 1.189 km.’dir. Altı ülkenin kıyıdaş olduğu Karadeniz’in toplam kıyı uzunluğu 8.350 km’dir.

Jeopolitik Güç Dengeleri ve Montrö

Tarih boyunca, Avrupa, Asya ve Afrika’ya giden yolların kesişme noktasında bulunan Karadeniz Havzası’nı kontrol edebilen güç ya da güçler aynı zamanda Balkanlar, Avrupa, Doğu Akdeniz ve Güney Kafkasya ile Ortadoğu’nun kuzey kısımlarını da kontrol edebilmişlerdir.

Bu çok bileşenli hibrit Havzanın kilidi Türk Boğazları, son yüzyılda anahtarıysa 90 yıldır yürürlükte olan Montreux Convention Regarding the Regime of the Straits’dir. Boğazlardan; süre, tonilato, sınıf ve kullanım amacı sınırlamalarına tabi olmadan savaş gemisi, uçak gemisi ve denizaltı geçirebilen tek ülke Türkiye Cumhuriyeti’dir.

Sanayi Devrimi sonrasında gerek askeri teçhizat gerekse denizcilik ve ulaşım alanlarında yaşanan hızlı gelişmeye rağmen Karadeniz ve dolayısıyla Türk Boğazları önemlerini kaybetmek bir yana gün geçtikçe daha fazla önem kazanmaktadırlar. Boğazların kazandığı ehemmiyet konjonktürel olarak bazen askeri bazen da ticari olabilmektedir. Soğuk Savaş’ın bitimiyle tarihte ilk defa ticari önem askeri önceliklerin önüne geçmiştir.